azadzanavli @ hotmail.com

1. AİLENİN ÖNEMİ, AİLEYİ OLUŞTURAN EVLİLİK NEDİR VE NASIL KURULMALIDIR?

 En son ve en mükemmel bir din olan İslam, her fırsatta evliliği telkin etmektedir. “Evlilik geçici duygular ve imkânlar üzerine değil, ‘İMAN’ ve ‘AHLAK’ güzelliği üzerine kurulan bir müessesedir, bir yuvadır…” Prof. Dr. Vehbi VAKKASOĞLU hocamız ise evliliği şöyle tarif eder; “Evlilik kutsal bir müessesedir… Evlilik gönül işidir… Evlilik kalıba karşı kalıp değil, kalbe karşı kalp bulmaktır.”

Yüce Rabbimiz Kur’an-i Kerimde konu hakkında şöyle buyurmaktadır: “Sizden bekâr olanları, kölelerinizden ve cariyelerinizden durumu uygun olanları evlendirin. ‘EĞER BUNLAR YOKSUL İSELER, ALLAH ONLARI LÜTFUYLA ZENGİNLEŞTİRİR.’ Allah, lütfü geniş olandır, hakkıyla bilendir…”( Nur Suresi 32.)

Resûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz ise;  “Evlenin, çoğalın; zira ben, kıyamet gününde sizin çokluğunuzla iftihar ederim.” buyuruyor. Başka hadiste ise; “Evlenmeye muktedir olduğu halde evlenmeyen benden değildir…” buyurmaktadır…

Evet, M. Ö. gidip Sokrates’i konuşturacak olursak, ünlü filozof Sokrates’e evliliği sormuşlar, o da: “Ne pahasına olursa olsun, evlenin. Karınız iyi çıkarsa MUTLU olursunuz, yok fena çıkarsa o zaman da FİLOZOF olursunuz.” demiş… Ve son olarak bu bahsi fıkrayla kapatacak olursak; Çocuk dedesine:

“- Evlilik güzel midir dede?” diye sormuş. Dedesi;

“- Güzeldir oğul, güzel… Hayat yoldaşın dert ortağın olur.” Çocuk:

“- İyi de, benim derdim yok ki dede?..” deyince. Dedesi:

- EVLENİNCE O DA OLUR OĞUL, O DA OLUR!” diyerek Nasreddin hoca misali hikmetiyle çocuğu ikna etmiş. Demek ki, derd veren Rabbimiz peşinen  dermanını da veriyor…

2. BAŞLICA AİLEVİ VAZİFELERİMİZ

Hiç şüphesiz ki insanoğlu sosyal bir varlıktır. Sosyal varlık olan insanın da aile hayatı kaçınılmazdır. Dolayısıyla aile hayatını toplumsal varlığın bir başlangıcı olarak kabul etmemiz gerekir. İslam’da aile teşkilatı çok önemlidir. Aile fertleri, başta zevç ile zevceden ve bunların çocuklarından ibarettir. Tabii ki, bunların karşılıklı görevleri vardır… Bu bahsi maddeler halinde var olan Ömer Nasuhi BİLMEN Hocanın “Büyük İslam İlmihali”nden özetle okuyalım:

 a) Kocanın Başlıca Vazifeleri: Zevcesi ile güzel geçinmek, onu korumak, onun nafakasını (geçim ihtiyaçlarını) karşılamak, kendisine doğruluktan ayrılmamaktır. Bir hadis-i şerifte buyrulmuştur: “Sizin hayırlılarınız, kadınları için hayırlı olanlarınızdır.”  Diğer bir hadîs-i şerîf de, şöyle: “Kadınlara ancak kerim olanlar ikram eder, kötü olanlar da ihânet eder.” Hz. Ömer ise şöyle buyurur: “Erkek hanımıyla çocuk gibi olmalı ama evin idaresinde adam gibi olmalı…”

 b) Kadının Başlıca Vazifeleri: Kocasının dine uygun olan emirlerini tutmak, onun namus ve şerefini korumak, bulunduğu hâle kanaat etmek, israftan kaçınmak, ev hanımı olacak bir şekilde bulunmaktır. Mutlu bir şekilde yaşamanın yolu budur….

 c) Çocukların Ana-Babalarına Karşı Başlıca Vazifeleri: Onlara saygı gösterip itaat etmektir. Kendilerinin hayatına sebep olan, kendilerini yıllarca sevgi ve şefkatle kucaklarında beslemiş bulunan ana-babalarına karşı “ÖF” (İsra, 23) bile demeleri caiz değildir. Ana babasına bakmayan, onların dine uygun emirlerini dinlemeyen, onların ihtiyaç zamanlarında yardımlarına koşmayan bir çocuk, hayırlı evlat olma şerefinden yoksun kalır, toplum içinde yararlı olmaktan çıkar, hem de Yüce Allah'ın azabını hak etmiş olur. Babalar saygı bakımından, analar da yardım bakımından önde gelirler. Bununla beraber ananın hakkı babadan iki kat fazladır. Bir hadis-i şerifte buyrulmuştur: “Cennet anaların ayakları altındadır.” Hayırlı çocuklar, yalnız babalarına ve analarına değil, onların ölümünden sonra onların dostlarına da saygı gösterir ve mezarlarını ziyaret ederler. Çünkü bu saygı da, ana-babaya hürmet kısmındandır.

 ç) Ana-Babanın Çocuklarına Karşı Vazifeleri: Dünyaya gelmelerine sebep oldukları bu yavrularını güçleri yettiği kadar beslemek, terbiye etmek ve okutup bir kazanç yoluna koymaktır. Baba ile ana, çocuklarına karşı eşit hareket etmeli, onları okşamak ve gözetmek hususunda eşit tutmalıdır ki, bir kırgınlık ve bir çekememezlik duygusu meydana gelmesin.

Ana ile baba, çocuklarına yumuşak davranmalı, kendilerini isyana götürmeyecek şekilde onları terbiye etmeye çalışmalı ve onlara karşı güzel bir fazilet örneği olmalıdır. Dokuz yaşına giren çocuklarını yataklarından ayırmalı, on üç yaşına girdikleri zaman namaz kılmayan çocuklarını hafifçe dövmeli, on altı yaşına giren çocuklarını da bir engel yoksa evlendirmeye çalışmalıdır. İyi çocuklar, Allah'ın birer kıymetli ihsanı demektir. (Daha geniş bilgi için bkz. BİLMEN, Ömer Nasuhi, “Büyük İslam İlmihali,” İstanbul 2003, ss. 327-328)

3. AİLE’DE ÇOCUK EĞİTİMİ

Öncelikle şunu hiçbir zaman unutmayalım ki; “Doğurmak annelik, doyurmakta babalık olunmaz.” Ve yine unutmayalım ki; “çocuğun eğitimi anne karnında başlar, aile ve okulda ise devam eder…” Çocuklarımızdan Anne merhametini, baba şefkatini de hiçbir zaman eksik etmemeliyiz. Nitekim “İnsan ekmekle doyar, emekle büyür ama sevgiyle yaşar, sevgiyle hayata tutunur…”

Evet, “Her çocuk gerçekten özeldir.” Bize düşen ise bu özel çocuklara özel muamelede bulunmaktır. Şu da acı bir gerçektir ki; günlük telâşe ve koşturmaca da maalesef çocuklar ikinci, hatta üçüncü plana itilmektedir. Sonradan fark ettiğimiz de ise artık iş işten geçmiş oluyor maalesef. “Babasına para verip bir gününü satın almaya kalkışan çocuğun menkıbesi” ise konuyu özetleyen en acı tablolardan sadece bir tanesidir.

Sevgili Peygamber efendimiz (s.a.v.) konuyla ilgili hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmaktadır:

“-Çocuklarınızı iyi eğitin ki yüce Allah sizleri affetsin…”

“-Kimin çocuğu varsa, onunla çocuklaşsın…”

“-Çocuğu topraktan ayırmayınız, toprak çocuğun baharıdır…” (NEBEVİ TIBB)

“-Bir baba çocuğuna güzel ahlaktan daha üstün bir miras bırakamaz…” İlmin kapısı Hz. Ali (r.a.) ise:

“-Çocuklarınızı kendi çağınıza göre değil, onları kendi zamanlarına göre yetiştiriniz.” “-Çocuklarınızla yedi yaşına kadar oynayınız, on beş yaşına kadar eğitiniz, on beşten sonra onlara da bir şeyler danışınız.” buyurarak çocuk eğitimine vurgu yapmaktadır…

Şunu da özellikle vurgulamak isteriz ki, çocuklarımızı eğitirken “MİLLİ ve MANEVİ DEĞERLERİMİZE” sâdık bir şekilde yetiştirmemiz gerekir. Bununda başlıca noktası kanaatimizce “NİNNİ VE LAYLAYLAR”dan geçer. Çocuklarımızı uyuturken “Dandiri-dandiri dastana, Danalar girdi bostana”larla değil, ecdâdımızdan bizlere tevarüs eden ninnilerle uyutmalıyız. (LAY-LAY: “La İlahe İllallah”ın zaman geçtikçe kısaltılmış halidir.) Ecdadımızdan bizlere tevârüs eden ninnilerden sadece iki tanesine misal verecek olursak: “Yattım sağıma, döndüm soluma, sığındım Sübhanıma, Melekler şâhid olsun, dinime imanıma. Kalkarsam Allah, kalkmazsam amentübillah.” Diğeri ise: “Şavkum-şavkum şehender” diye başlayan “elif Kur’an başıdır, cümlemizin işidir, her kim bu duayı okursa yarın Cennet kuşudur” diye de biten (maalesef unutulmaya yüz tutmuş) muhteşem ninnilerimiz var.

Şu da bir gerçektir ki; çocuklar da 2-6 yaş arası soru(n)ların (niye, nasıl, neden, niçin?) çok olduğu yaş aralığıdır. Dolayısıyla yöneltilen bütün sorulara âzâmi derecede cevap vermek mecburiyetindeyiz. Bu yaş aralığında zaman-zaman evler dağıla bilir ve duvarlarda da resimler çizilebilir. Bunu da anlayışla karşılayıp çocukları doğru yönlendirmemiz lazımdır. Unutmamalım ki; “Çocuk büyütürken evi temiz tutmak, kar hâlâ yağarken kapının önünü temizlemek gibidir…”

Konumuz acısından bu tespitte çok mühimdir: “Günümüzde toplumun yüz karası sayılan; sefiller, şerliler, anarşistler, ayyaşlar, morfinman ve esrarkeşler dün terbiyesinde ihmâl gösterdiğimiz çocuklardır. Bilmem ki, bu günkü ihmallerimiz yüzünden, yarın sokaklarımızı ne türlü nesillerin dolduracağını hiç düşündük mü?” Ayrıca, “Bir milletin geleceğini görmek için müneccim ve ya muvakkit olmaya gerek yoktur, o milletin çocuk ve gençlerinin ne işle meşgul olduğuna bakmamız yeterde, artar da…”

4. MEDYA VE TEKNOLOJİNİN AİLE VE ÇOCUKLAR ÜZERİNDE Kİ ETKİSİ 

Özellikle vurgulamak gerekir ki, teknolojiyi kullanmak kötü bir şey değildir ama kullandığımız teknoloji maksadını aşarsa (ifrat-tefrit muvazenesi önemli), yani bizi kullanır hale gelirse o zaman sonucuna katlanmak zorunda kalırız. İnandırıcı olması açısından Batı’dan (!) misal verecek olursak, meşhur Fizikçi Albert EİNSTEİN: “Korkarım ki bir gün teknoloji, insan etkileşiminin önüne geçecek ve aptal bir nesil ortaya çıkacak.” diyerek bu mânâda bizleri uyarmaktadır.

Yeri gelmişken şunu da vurgulamak isteriz ki; dün  medeniyeti bizden öğrenen, hâşâ huzurunuzdan daha tuvaletini dahi nasıl yapacağını bilmeyen Batı, bugün bize Medeniyet (!) öğretir hâle geldiyse, bunun tek suçlusu yine biziz. Yani cehâletimiz... Suçluyu başka mahâlde aramak abesle iştigâldir... Adeta “Kapıyı kapattık bacadan girdiler, / Gün geçtikçe muratlarına erdiler.” maalesef ama yine de zararın neresinden dönersek kardır... Bu konuda umutsuzluk ve ye’se kapılmayacağız. Mehmet Akif’ ERSOY’un ifadesiyle; “Ye’se hiç düşmeyecek zerrece imanı olan; / Sade siz derdi bulun, sonra kolaydır derman.” Dolayısıyla diyoruz ki:

Ey Müslüman kardeşim!..

Tarihine bak!..

Medeniyetine dön!.. (Deniyet, Bedeniyet, Mâdeniyete kapılma!..)

Kültürüne sahip çık!..

TV seni değil, sen TV’yi yönet!..

Milli Şairimiz Mircevat AHISKALI hocamızın ifadesiyle;

“TOPLUMU MİLLET YAPAN, TOPLUMUN KÜLTÜRÜDÜR,

KORUNMASI GEREKEN, KÜLTÜRÜN HER TÜRÜDÜR...”

MEDENİYET “KURMUŞ” VE  MEDENİYET “KORUMUŞ” BİR ECDÂDIN AHFÂDI (TORUNU) OLAN SEN, TİTRE VE KENDİNE GEL!..

“HAYIR EFENDİM OLMAZ ÖYLE ŞEY” diye feryâd ediyorsak, her gün akşama kadar, hatta yat(a)sıya kadar çocuklarımızın izlediği Batı’dan ithâl “ÇİZGİ (!) FİLMLERİ” fazla değil, sadece 10 dakika beraber izlememiz meseleye vâkıf olmamız açısından yeter de, artar da... Şöyle ki; “Ben örümcek adamım” diye kendisini pencereden atmaya kalkışan, “örümcek adam gibi neden duvara tırmanamıyorum?” diye “SİNİR KRİZİ GEÇİREN” çocukların varlığından maalesef hepimiz haberdarız artık. İlla’da çocuklarımıza bir şeyler anlatılacaksa (ki, anlatılmalı) kendi kültürümüzde var olan kahramanlarımızı anlatmalıyız.

Evet, bizler hikâye (kıssa-hisse meselesi), menkıbe kültürünün devamcılarıyız, hayal dünyamızda kendi kahramanlarımızı kendimiz kurgularız. Televizyon kültürü ise sonradan ithâl, bizleri yönetme adına altın tepside sunulmuştur maalesef!. DİKKAT VE RİKKATLİ OLMALI, ESİRİ OLMAMALI AKSİNE ESİR ALMALIYIZ... Kısaca ifade edecek olursak: “Bağlanmayacağız öyle körü-körüne... Başka bir ifadeyle; bağlı olacağız amma bağımlı olmayacağız...”

Netice itibariyle, yukarıda da ifade ettiğimiz gibi; bir milletin geleceği olan çocuklar Batı’dan ithal çizgi filmlerle değil, kıssa ve menkıbelerle yani kendi kahramanlarıyla uyutulmalıdır. Meş’ûm darbe sonrası birçok menkıbelerimiz ve kahramanlarımız var olduğu halde hala çizgi filmlerle uyutulan (unutulan) çocuklardan da ebeveynler sorumludur...

5. TV MAHSULÜ BATI TARZI BAZI KIYAFETLER... 

Biraz da “Tv Mahsulü Batı Tarzı Kıyafetler” üzerinde durmak istiyoruz. Şuna özellikle dikkatinizi cekmek isteriz ki; “üzeri yazı dolu kıyafet almadan önce bir daha düşünmeliyiz!..” Son günlerde sosyal medyada dolaşan hâşâ “No God, No Religion – Allah Yok, Din Yok.” ibaresi bu konuda gelinen en son noktadır. Bu gibi kıyafetlerin namaz esnasında giyilmesi ise bir başka garabet. Ne dediğimizden ziyade ne giydiğimiz daha önem arzeder. Aksi takdirde adama; “ALTI KAVAL ÜSTÜ ŞEŞHANE” veya “BU NE PERHİZ BU NE LAHANA TURŞUSU” demezler mi!? Hele birde Müslümanız diyorsak daha dikkali olmalıyız. Bu konuda “TEMSİL” olmadan “TEBLİĞ” yürümez. Yani, “Evvela temsil, sonra tebliğ” demiş büyükler...

Maalesefler olsun ki Batı, “KIYAFET” konusunda bizleri “KİFAYET” kadar kendisine benzetmiş durumdadır. Hatta farkında olmadan bile kendimizi bu “CEREYANIN / HEZEYANIN / HEYECANIN” içinde bulduk. Buna da “BİLİNÇ ALTI YÖNLENDİRMESİ” diyerek avuttuk kendimizi. Sen ki bilincini verirsin, onlar da altını yönlendirir tabii ki... Oysa ki Peygamber Efendimiz; “KİM BİR KAVME BENZERSE, O DA ONLARDANDIR” buyurmuyor mu? “SU TESTİSİ SU YOLUNDA KIRILIR” misali “SAMİMİ OLALIM Kİ, SAMİMİ DE ÖLELİM. Aksi halde sadece kendimizi kandırmış oluruz...

Evet, birçok şeyin akıllısını (!) icat ettiler. Dünyayı kurtardık derken bu sefer insanı kaybettik, yani insanlar robotlaştı. Allah (c.c.) beterinden korusun diyelim amma bunun da beteri olur mu ki!?.. Şairin ifadesiyle:

“DÜNYAMIZI YAMADIK YIRTARAK DİNİMİZDEN,

DİN DE GİTTİ DÜNYA DA GİTTİ ELİMİZDEN…”

6. SONUÇ VE DEĞERLENDİRME

Düşünülmesi gereken başlıca soru ve sorun şudur; “NEREDE HATA YAPTIK VE NEYİ KAYBETTİK?..” Nerede hata yaptık bilmiyoruz ama NEYİ KAYBETTİK DERSENİZ? derseniz; görerek öğrenen, yani göz medeniyetin çocukları olarak “GÖZ MEDENİYETİMİZİ” kaybettik maalesef. Meşhur “Dua” şiirin de Yüce Rabbimize:

“Müslümanlıkla yoğrulan yurdu,

Müslümansız bırakma Allah'ım!..” diye müracaat ve munâcaât eden, şâir Arif Nihat ASYA bu gerçeği şöyle dile getirir:

“-Biz abdest almayı, tarifle veya okuyarak öğrenmedik, abdest alanlara su dökerek öğrendik.”

UNUTMAYALIM Kİ; “Çocuklar anne - babalarının sözlerini değil, ayak izlerini takip eder.” Bu konuda bir milletin geleceği olan “çocuklar” ve “gençler” kesinlikle hafife alınmamaı...

Son olarak imhâ olmuş geçmiş ihyâ olmadan gelecek “inşâ” ol(a)maz diyor ve “DU” mahiyetinde ki şu şiirle bitirmek istiyoruz:

“Yüce Rabbim, şu karanlık yolları,

Bizi sana ulaştıran yollar et!..

İhtirasla kilitlenmiş kolları,

Birbirini kucaklayan kollar et!..

 

Muhabbetin gönlümüzde hız olsun,

Güttüğümüz Hakk'a varan iz olsun,

Önümüzde uçurumlar düz olsun,

Yolumuzda dikenleri güller et!..

 

Dalâletle bırakıp da insanı,

Yapma arzın en korkulu hayvanı;

Unutturma doğruluğu, vicdanı,

Bizi sana lâyık olan kullar et!..” (Orhan Seyfi ORHON)

NOT: Metin, “Uluslararası Ahıskalı Eğtimciler Birliği”nin “Ahıskalı Ailelerin Eğiitimi” kapsamında düzenlediği seminerde “özet olarak” sunulmuştur. Arzu edenler “youtube video paylaşım kanalı”ndan izleye bilir. https://www.youtube.com/watch?v=FWLnR8wM8Mo&t=2101s