BURSA İZLENİMLERİM

 

Amcamın vefatı dolayısı ile apar topar gittiğim Bursa’da cenazeden sonra sağolsun Ahıskalı bazı dostlarım ve akrabalarımız bizi yalnız bırakmadı. Yanımızda olup acımızı paylaştılar. Yapılan bazı etkinliklere davet ettiler bizde icabet ettik.

Sürgüne Uğramış Ahıskalıların 1992 yılından itibaren geldikleri Anavatan Türkiye’de yoğun olarak yaşadıkları yer Bursa’dır. Hiç düşündünüz mü neden Bursa?

Halbuki, Ahıskalıları 1992 yılında çıkarılan 3835 sayılı kanuna göre gelip Iğdır’a yerleştirildiler. Peki neden kalmadılar Iğdır’da?

Çünkü Iğdır yanlış bir seçimdi. Ahıskalıları Iğdır’da tutacak hiçbir sebep yok. Aynen bugün Erzincan ve Bitlis’te olduğu gibi… Görünen köy kılavuz istemez değil mi?

O günde itiraz etmiştik ama dönemin Kars Milletvekili Iğdırlı İlhan Aküzüm Rahmetli Turgut Özal’a yakındı. Lobi iyi çalışmış bu fırsatı değerlendirmişti. Böylece Ahıska Türkleri sayesinde devlet yatırımı Iğdır’a gitmişti. Halbuki vatana en yakın yer Posof, Hanak, Ardahan dururken… Peki, devletin ayırdığı bütçenin kaçta kaçı Ahıska Türkleri için harcanmıştı, halen muamma…

Tekrar sorayım sizce neden Ahıskalılar Iğdır’da durmadı da soluğu özellikle de Bursa aldılar? Çünkü eskiden Yukarı Ahıska diye anılan Posofluların yoğunluğu Bursa’da yaşıyorlardı da ondan. Yani doğal olarak Ahıskalılar akrabalarının yanına gelerek yerleştiler ve kalıcı oldular artık.

Bir başka soru daha akla gelebilir. Neden Bursa’daki yukarı Ahıskalıların yanına gittiler de Posof’ta yaşayan akrabalarının yanına gitmediler? Bu sorunun cevabı Posof’un geri kalmışlığı, devletin yatırımlarının gitmediği ve bölgeyi kendi kaderine terk edilişidir. Zaten bu ekonomik sebeplerden dolayı da bölge sürekli göç olmuştur.

Bugün ise Posof’ta kalıp çalışanın ekonomik olarak koşullarını düzelttiği gibi iyi para kazandığı görülmektedir. Yani geçen zamanda koşullar değişti. Hatta son günlerde Ahıskalıların Posof’a gitmek için plan yaptığı biliniyor. Bu sene Bursa’dan Ahıskalı bir aile Posof’a taşındı, çalışıyor. İşleri de gayet iyi…

 

Paramparçayız…

1944 büyük sürgününden sonra 1989 ikinci bir sürgün yaşandığında Ahıska Türklerinin kara günleri yeniden başlamış geçicide olsa yurt edindikleri yerlerden zorunlu göç başlamış ve sonuç olarak bugün 10 ayrı ülkeye dağılmış bir şekilde yaşamak zorunda bırakılmış bir toplumdur. Bu aslında 10 değişik toplum karakteri de oluşma anlamına geliyor. Türkiye’ye gelenler keza aynı. 

Hele Bursa’da aynı mahallede 5-6 ayrı derneğin kurulmuş olması akıllara ziyan… Hangi amaca hizmet diye sorarken aslında ister istemez cevaplar aranıyor. Bulunan cevaplar bizi dehşete düşürüyor. Halkı kullanarak kendilerine çıkar sağlamak.

 

 

 




 

 

 

 

 

 

Kendi elimizle kendi insanımızı sömürtüyoruz

Kapitalizm sistem içinde maalesef sömürü düzeni kaçınılmaz oluyor. Küçük bir kesimin ferah içinde yaşaması için büyük bir kesimin sömürülmesini gerektiriyor. Devletler bunu yaparken o devlet içinde yaşayan bireylerde aynı sistemde birilerini sömürmekten geri durmuyor.

Bizimkiler ise oluşturdukları rüşvet zinciri içinde birilerinin kazanması için kendi insanımızı sömürüyor ve sömürtüyor...

Örneğin Azerbaycan vizesi için resmen rüşvet zinciri oluşturulmuş. 65 dolar talep edilen vizenin 5 doları Ahıskalılara kalırken sadece 10 doları Azerbaycan devletine harç olarak ödeniyor. Geri kalanı ise rüşvet olarak ceplere gidiyor. Şimdi bakın 5 dolar için kendi insanı 50 dolar sömürten bir sistem oluşturmuşuz kendi kendimize.

Halbuki zaten sen bu işin ticaretini yapıyorsun, Makul düzeyde masrafını al ve normal prosedürde işini yap, paranı kazan ve hayatını idame ettir. Sen o konsolosluklardaki memurları rüşvete alıştırmamış olsan belki iki defa gitmiş olacaksın ama en azından yıllardır ezilen kendi halkını birde sen ezdirmeyeceksin. 

 

Kardeş kardeş vize uygularsa…

Sovyetler Birliğinin dağılmasından sonra Azerbaycan bağımsızlığını kazandığında Türkiye ile kardeşliğini dünyaya ilan ederken “İki devlet bir millet” sloganını kullanmış günümüzde de bu slogan güncelliğini koruyarak gelmiştir. Ancak ne var ki Gürcistan gibi bir ülke Türklere bırakın vizeyi pasaportsuz geçiş hakkını tanırken kardeş ülke Azerbaycan Türklere vize uygulamaktadır. Bu nasıl bir kardeşliktir Allah aşkına?..

 

Geçtiğimiz 22 Haziranda Bursa’da yaşayan kardeşim eşi ve bir çocuğu ile Sarıtepe köyünde yaşayan kayın validesi ve akrabaları ziyaret için Azerbaycan’a gitti. Bursa’da vize işlemleri için uğraşan kişileri bulur kişi başına 65 dolar vermek kaydı ile toplamda 195 dolar ödemişler. Normalde ödemeleri gereken ücret kişi başına 10 dolar yani 30 dolar. Peki geri kalan paralar kime gidiyor?

Geçtiğimiz 6 Temmuzda da amcamın oğlu gelini ve eşi ile birlikte aynı köye gittiler. Bizde yolcu etmek için Bursa’da seyahat acentelerin olduğu Salı pazarına indik. Sadece olanı biteni izledim. Dışarıdan bakan bir göz ile bir şeyler döndüğü her halinden belliydi. Birkaç yıl önce dernek lokali olarak kullanılan ve bir iki de toplantı yapmış olduğumuz ofisi şimdi bilet satan acente olarak gördüm. İçerisi hiç değişmemişti. Sadece iki Ahıskalı bayan oturmuş bilet kesiyorlardı. Kişi başı 65 Dolardan biletleri kesmişlerdi. Diğer acente ise 50 dolara bilet satıyordu. Amcaoğlu parasını ödeyecekti, üzerinde dolar yoktu, TL ödemek istedi. O günkü kur 2,89’du. Bayan 3’den hesapladı. Zaten fahiş fiyattan sattığı biletin üzerine 12 kuruşta kurdan kazanıyordu. Amcaoğlu itiraz etmedi, bende hiç seslenmedim sadece izliyordum.

Pazarın karşısındaki acenteye gidip oturdum. Burada görevli erkekler vardı. İkisi beni tanımadı. Ancak orada oturan genç bir arkadaş “Burhan abi hoş geldin” dedi. Kendimi tanıtıp DATÜB adına bir araştırma yaptığımı şu vize işinden başlamak üzere olan biteni anlatmalarını rica ettim.

Masada oturan arkadaş biraz da telaşa kapılarak “Bizim doktorlarımız var, bir gün toplanalım onlarla birlikte olan biteni size anlatalım. Sizde bu soruna bir çare bulun” dedi.

Zaten vaktim de yoktu, yolcuları Terminale götürmemiz gerekiyordu, oradan ayrıldık.

 

Bursa’da ilk kez bir Bayramlaşma

Bursa’da faaliyetlerini sürdüren ve DATÜB (Dünya Ahıska Türkleri Birliği) kurulduktan bu yana her koşulda DATÜB’ü destekleyen Sürgüne Uğramış Ahıska Türklerinin Haklarını Koruma Merkezi Başkanı Paşa Alihan Bursa’da ilk kez bir bayramlaşma programı tertip etmişti. Paşa bey taziye için bize geldiğinde beni de davet etmişti. Ramazan Bayramı üçüncü günü düzenlenen bu programa katıldım. Hakikaten güzel bir bayramlaşma programı düzenlenmişti. İstanbul’da yaşayan ünlü sanatçı Selamet Ahıskalı’da gelmişti. Hatta bir anda sürpriz ile karşılaştım. En son Erzurum’da karşılaştığımız ancak sürekli irtibatta kaldığımız kanser araştırmalarında çığır açacak ilacı bulan Ahıskalı ünlü Prof. Dr. Halis Süleyman’da tesadüfen bu programa katılmıştı.

Maalesef diğer dernekler bu programa iştirak etmedikleri için her dernek başkanlarının kendi etrafı ve akrabaları var. Dolayısıyla parçalanmışlık yüzünden bir araya gelmeyen bu insanlar böylesine önemli ve birleştirici bir programa da katılma ihtiyacı duymamışlardı.

Program sonrası adı geçen doktorları da alarak bu acenteye gittim. Aldığım bilgiler iç açıcı değildi.

 

Bu sömürü sistemine kim dur diyecek?

Acentede oturup konuşmaya başladığımızda ilk sözleri; “Biz diyoruz ki siz kendiniz gidin 15 TL ile işinizi yaptırın ve vizenizi alın gelin…” diye kendilerini savunmaya geçtiler.

Şimdi rüşvet sistemini kuran ve bu sömürüden para kazananların yapacakları bürokratik engeller ile vize için gidecek olanların işlerini yokuşa sürmek, zaman kaybı artı 2 defa git gel, yol ve yeme içme zaten astarı yüzünden pahalıya getirtme hesabı ile daha fazla çıkacaktır. İşinin görülmesi için çaresiz bu fahiş fiyatı ödeyerek birilerine haksız kazanç sağlanmış olunuyor.

Bu durumda tek yapılacak şey otorite devletlerin devreye girerek halkının sömürülmesine dur demesidir. Normal prosedür ile daha fazla kişinin ülkeler arasında sirkülasyonu sağlanmış olacak. Böylece daha geniş kesimlerin normal olarak ticaret yapması ve kazanması sağlanacak. Dolayısıyla kayıt altındaki esnafın kazanması ile devletler de vergi alarak kazanmış olacaktır.

Biz DATÜB olarak bu durumu bir rapor halinde ilgili devletlere iletip sorunun çözümü talebinde bulunacağız. Umuyoruz ki halkımızın sömürülmesinin önüne geçmiş oluruz.

Burhan ÖZKOŞAR 

DATÜB AVRUPA TEMSİLCİSİ