AHISKA MUFASSAL DEFTERİNDE AHISKA VAKIFLARI

"Uluslararası Gürcistan'da İslamiyetin Dünü, Bugünü, Yarını Sempozyumu",6-8 Mayıs 2016'da, 10.00-18.00 saatleri arasında Topkapı Yerleşkesi'nde gerçekleşti.Programın 4.oturumunda : Karadeniz Teknik Üniversitesi, İlahiyat Fakültesinden YRD. DOÇ. DR. AHMET NİYAZOV 17.Yüzyıl Ahıska Vakıfları konusunu ele aldı.
Bu haber 3390 kere okunmuş.16 Mayıs 2016, Pazartesi - 18:35

AHISKA MUFASSAL DEFTERİNDE AHISKA VAKIFLARI

Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi ve Gürcistan Dostluk Derneği tarafından düzenlenen "Uluslararası Gürcistan'da İslamiyetin Dünü, Bugünü, Yarını Sempozyumu",

6-8 Mayıs 2016'da, 10.00-18.00 saatleri arasında Topkapı Yerleşkesi'nde gerçekleşti.

Programın 4.oturumunda  : Karadeniz Teknik Üniversitesi, İlahiyat Fakültesinden   YRD. DOÇ. DR. AHMET NİYAZOV  17.Yüzyıl Ahıska Vakıfları konusunu ele aldı.

 

Ahmet Niyazov:

 Sempozyumda; önce 1595 senesine ait DEFTERİ MUFASSAL LİVA-İ AHISKA tahrir defteri hakkında bahseti.

Ahıska’da ilk tahrir defteri “Defter-i İcmal-i Cedid-i Elviya-i Eyalet-i Çıldır” defterinden, sonra ise 1595 senesinde kayda alınan “Defter-i Mufassal Liva-i Ahıska” tahrir defterinden ve onun Ankara Tapu Kadastro Arşivinde 130 sayı numarası ile arşiv belgesi olarak muhafaza edildiğinden ana hatları ile konuştu.

Devamında şöyle dedi:  Mufassal Defteri’i bizzat kaynağından çalışan  Gürcü Türkoloji’sinin babası hesap edilen Sergey Cikiya (1898-1989) çalışmıştır. O, 1947 senesinde Tiflis’te Gürcistan Cumhuriyeti Ulum Akademisi Neşriyatında bu kitabı farklı bir isimle “Defteri Mufassal Vilayet-i Gürcistan” adı ile Osmanlıca, Rusça ve  Gürcüce bastırmıştır. Ahıska araştırmalarında Mufassal deftere atıfta bulunan araştırmacılar defterin bu matbu nüshasını esas almışlardır. Kaynağı görmediği halde aslının da bu isimde olduğunu yazıp çizenler epey artmış durumdadır.

Hâlbuki defterin bulunduğu yerde adı Osmanlıca olup “دفتر مفصل لواء اخسخه” şeklindedir.

 Ayrıca bazı tez çalışmalarında iddia edildiği gibi Ankara Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü Arşivi’ne kayıtlı “Defter-i Mufassal Vilayet-i Gürcistan” adında bir eser bulunmamaktadır.

Neden defterlerin üzerinde yazılı isimler değil, farklı isimlerle farklı yaklaşımlar sergilenmektedir? Dikkatleri çeken husustur ki az önce bahsettiğimiz Çıldır Mufassal defteri de, bir makalede Nodar Şengelya tarafından “Defter-i Mufassal Vilayeti Gürcistan” adı ile beyan edilmektedir.

 Söz konusu defterlere “Defter-i Mufassal Vilayet-i Gürcistan” ismi verilmesi yanlıştır. Çünkü bu defterler sancak merkezinin tapu tahrir defterleridir ve bu sancakların da isimleri bellidir. Osmanlı usul idaresinde  Gürcistan adı ile bir sancak merkezi bulunmamaktadır.

Meseleye bu zaviyeden bakacak olursak “Tiflis Tahrir Defteri” için neden “Defteri Mufassal Vilayet-i Gürcistan” kullanılmıyor?! Nitekim bazı makalelerde "Defter-i Mufassal-ı Eyalet-i Tiflis" şeklinde rastlamaktayız. (http://www.gdd.org.tr/yazidetay.asp?id=61;http://www.chveneburi.net/tr/default.asp?bpgpid=716 ) Tapu Kadastro Arşivinde o döneme ait 221 sayı numaralı “Defter-i İcmal Liva-i Ahıska” ve 340 sayı numaralı “Defter-i İcmal Mustahfazan-ı Ahıska” de bulunmaktadır bunlarıda mı söz konusu isim altında araştıracaklardır.  

İşin aslı şu ki defter,  “Vilayeti Gürcistan”a ait edilirse Gürcistan gibi bir coğrafyayı Ahıska Sancağına veya Çıldır Sancağına hapsetmek yine teknik bir hatadır. Ayrıca belirtmek gerekir ki, makalelerde “Padişah  Kanunnameleri”nin tahrir defterleri ile karıştırıldığını görüyoruz. Oysa ki, kitabın dibacesine “Kanunname-i Vilayeti Gürcistan” konulması defterin ismini değiştirmeye sebep teşkil etmez.

Kısaca söylemek gerekirse bunlar birer tapu defterleridir ve padişahın genel olarak Gürcistan vilayeti için verdiği  kanunlardan ayrıdır. Nitekim o günün idari sistemi Liva ve Sancaktır. XVI. Asır için padişahın kullandığı “Vilayet” sözü izafidir. Usul İdarede ancak 1864'te “Vilayet” sistemine geçilmesi kabul edilerek, müteakip yıllarda vilâyetler kurulmuş oldu.  

 

II. AHISKA`DA VAKIFLAR 

Bahsi geçen Ahıska Mufassal Defterinde geçen Vakfiyelere gelince Ahıskada genel olarak 

1. HAYRAT VAKIFLARI – Bina Köprü, Kütüphane ve Çeşme gibi bizzat kendisinden faydalanlan vakıflara denir. XIX –XX asırlarda Çeşme Kütüphane  gibi çeşitleri artmışsa da XVI asırda Mufassal Deftere göre Ahıskada Bina ve Köprü vakıfları bulunmaktadır.

 2. MUSTEĞALLAT VAKIFLARI- Bu çeşit vakıflar, doğrudan doğruya değil de, geliri ile intifa' olunan vakıflardır. Hastahane, ve cami gibi hayır müesseselerinin masraflarını karşılamak üzere vakfedilen menkûl veya gayrımenkûl mallar gibi  Gallesi, karı ve gelirinden faidelendiği için musteğallat denilmiştir. Bunlar akar olacağı gibi  bağ bahçe de olabilir. Bu adeten akarı kiraye verip kira bedelini almakla olur.

Buna göre Ahıskada özellikle arazi vakıflarının daha çok olduğunu saptamak mümkün. Çünkü Osmanlı Devletinde arazi vakıflarının yaygın hal aldığı  (XV-XVI) Ahıskanın da ilhakı dönemlerine rastlar.[1]

1. Ahıskada bu dönem için en geniş faaliyeti olan vakıf müesesesi Ahıska Cami-i Şerif Vakfıdır

Mufassal defter kayıtlarına göre Ahiska Ribat Kalede bulunan mabed Vakıf Cami Çıldır Beylerbeyi Hızır Paşa tarafından vakfedilmiştir. Vakfın masraflarını karşılamak için de Ahıskanın çeşitli yerlerinde araziler vakfedilmiş gelirleri bu Cami vakfına tahsis edilmiştir.

Söz konusu Cami bugün Ahmediye Camisi olarak bilinmektedir.

Ahmediye Camisi hakkında Mufassal Defterde geçen Vakfiyesine bakılırsa Cami Ahmed Paşadan daha evvelde burada mevcuttur. Vakfiyesinde şöyle beyan edilir:

Vakf-ı Cameyi Şerif Kasabay-ı Ahıska. An câneb-i Hıdır Paşa Mir Miran-ı Çıldır.” (Çıldır Beylerbeyi Hızır Paşa tarafından (vakfedilen) Ahıska kasabası Camii Şerif vakfı) Mufassal defterin kaydı 1595 olduğuna göre Ahmediye Camisinin 1749 tarihli kitabe bilgileri aslında onun eski cami yerine yapıldığı ya da onarıldığı kuvvetle muhtemeldir.  Zira Evliya Çelebinin Ahıska Rabat Kalesi içinde “Yukaru kal’ada Sultan Selim-i Evvel Câmii, kâr-ı kadîm bir mâbed olup toprak  ile mesturdur.” (Yukarı kalede Birinci Sultan Selim-i Camii eski işçiliği olan bir mabed olup toprakla örtülmüştür.) Kaydı da bunu destekler mahiyettedir. Ahıska Cami-i Şerif vakfına ait arazi vakıflar civar nahiyelerde çeşitli yerlerde bulunmaktadır.

a) Onların ilki Ahıskanın Güney nahiyesindeki Ribat Kale karyesindedir. Tahrir defterinde vakıfiyyesinde kaydedilenlere göre: Ahıska Camii vakfının Ribat Kalede Manüçöhürün bağı, 1 tarla, içinde değirmen de bulunan 1 arazi ve 1 hisse çayır, Anahatunun bağları ve değirmeni bulunmaktadır. 

 “Tarlaların öşrün vere. Muşâr ileyh zikr olunan bağlarun ve âsiyabun yüz yigirmi akça maktuun sahibi arza eda edildikten sonra menafi”in nefsi Ahıskada vaki Cami-i Şerifin mesarifine sarf olunmak içün vakf eylediği ber mûcebi vakfiyye ketb defter olundi.”[2]

·                                 “Tarlaların Öşrün vere” kaydı. Arazilerin zekatı ile bağlı husustur. Zekat ibadet olduğu için Müslüman şahısların mükellef olması söz konusu iken bir hükmi şahıs olan vakfın zekata tabi olması arazi mahsullerinin zekatı ile bağlı istisnai bir durumdur. Çünkü öşürde mal sahibine değil, araziye itibar edilir. Buna göre arazi vakfa ait bulunsa da, ösrünün verilmesi gerekir.

·                                 Bir diğer husus “Muşâr ileyh zikr olunan bağlarun ve âsiyabun yüz yigirmi akça maktuun sahibi arza eda edildikten sonra menafi’in” Ahıska Camiine vakfedilmesidir. Esasında bu gibi vakıflar işletilmesi (kiraya verilmesi) bakımından “mukataalı” vakıflardır.
Arsası vakıf, üzerindeki bina ve ağaçlar mülk olan bir gayri menkulün mutasarrıfı tarafından vâkıfı tarafına her sene verilmek üzere, arsa için tayin edilmiş olan senelik kira bedeline mukataa, icare-i zemin veya icare-i seneviye denir. Mukataa uzun süreli bir kira akdidir[3].

b) Ahıska Cami-i Şerif vakfına ait bir diğer arazi vakfı Üde nahiyesinde bulunmaktadır. Üde, 1595 senesinde Ahıska sancağının 9 büyük nahiyesinden biri olmuş, Tahrir defterinde vakıfiyyesi  hakkında kaydedilenlere göre: Ahıska Camii vakfının Üde Ribat Kalede 1 Çiftlik, 1 etrafı çevrili çayır , 1 değirmen vakfedildiğini görürüz.   

Muşâr ileyh zikr olunan çiftliklerin öşrün sahibi arza eda edildikten sonra menafi”in nefsi Ahıskada vaki olan Cami-i Şerifin mesarifine sarf olunmak içün vakf eylediği ber mûcebi vakfiyye defter-i cedide kayd olundi[4]

c)  Ahıska Cami-i Şerif vakfına ait bir başka arazi vakfı Üde`ye bağlı Meydan köyünde bulunmaktadır. Tahrir defterinde vakıfiyyesi  kaydedilenlere göre: Bağ ve bahçe, 1 tarla ve değirmen

Muşâr ileyh zikr olunan bağlarun ve âsiyabun 50 akçe maktu`un ve tarlaların öşrün sahibi arza eda eyledikten sonra menafi”in nefsi Ahıskada vaki Cami-i Şerifin mesarifine sarf olunmak içün vakf eylediği ber mûcebi vakfiyye defter-i cedide kayd olundi[5]

  2 . Döneme ait bir diğer Vakıf türü Ahıskada  Ku`ran-ı Azimin Kıraati Vakfıdır

Asırlardır İslam alimleri Kur`anın orijinal metnini hem sade biçimde hem de teknik ve estetik tarzda tilavet etmeyi (okumayı) Tecvid ve Kıraat ilmini araştırma konusu etmiş, bu maksadın gerçekleştirilmesi için vakfiyeler kurmuşlardır. Bu amaçla “Daru-l Huffaz”[6] ve “Daru-l Kurra”[7]müesseseleri kurmak suretile bu faaliyetleri yürütmüşlerdir. Üde Kalesi Mescid-i Şerifinde Kura`n-ı Kerim Kıraati vakfının da bu amaca hizmet etmesi muhakkaktır. Çünkü gerek Osmanlı öncesi devirlerde ve gerekse de Osmanlı döneminde daru`l-kurraların en çok birlikte faaliyet gösterdiği mekanlar cami ve medreseler olmuş, adeten genellikle cami ve medreselerin içerisindeki bir birimde veya onlara bitişik vaziyette yahut onların çok yakın çevresinde kurulurlardı[8].  Üde nahiyesinde bulunan vakfın fonksiyonu ise “Daru`l-Huffaz” olduğu anlaşılmaktadır. Müessesenin vakfiyesi tapu tahrir defterinde şöyle kayd edilmiştir:

 “Vakıf  beraye Kıraat-i Kuran-i Azim der Mescid-i Şerif Kal`aye Üde. Bağ ve bağça mea zemin tarla ve çayır ve âsiyab ve haneha der kal`aye Üde. Muşâr ileyh zikr olunan bağ ve bağçanın ve tarlanın öşrün ve rüsumun sahib-i arza eda edildikten sonra menafi`i mescid-i şerife-i mezburede cüzhan olanlara sarf olunmak üzere defter-i cedide kayd olundi.” (Üde kalesi mescid-i şerifinde Kur`an-ı Azimin kıraati için vakıf. Tarla arazi ile birlikte bağve bahçe, çayır, değirmen… ve Üde kalesinde evlerin gelirleri vakfedilmiştir. Zikri geçen bağ, bahçe ve tarlanın öşrü (zekatı) ve vergisi arazi sahibine eda edildikten sonra gelirleri bahsi geçen mescid-i şerifte cüz okuyanlara sarf edilmek üzere defter-i cedideye kayd edildi.)[9]

 3. Vakıf Köprü

Yine Çıldır Beyi Hızır Paşa tarafından inşa edilerek vakfedildiği anlaşılan Ahıska kasabasının altında bulunan köprü  hayrat özelliği olan bir diğer vakıf türüdür. Hızır Paşanın vakfettiğine dair kaydı şu şekildedir:

Vakıf  köpri. Der piş-i kasabay-ı Ahıska. An câneb-i Hıdır Paşa Mir Miran-ı Çıldır… (Çıldır Beyler Beyi Hızır Paşa tarafından Ahıska kasabası önünde bulunan vakıf köprü.).

Köprünün onarılması ve bakımı için Ali Paşa,  Yuna ve Keşiş Mazğurun bağları, Mlaşe köyünde tarla ve bahçe vakfedilmiş olup…

Muşâr ileyh zikrolunan bağların yüz akça maktuun sahib-i arza eda edildikten sonra menafi’in köpri-i mezburun mesarifine sarf olunmak içün vakf edildiği ber mûceb-i vakfiyye kayd-ı defter olundi[10]

 4 . Kilise Vakfı

Altunkala nahiyesi Zire köyündeki kilise vakfı hakkında mufassal defterde şöyle yazılmaktadır: “Bağ vakf-e kilise-yi Çole. Der yed-i Kerestepuri Keşiş mea zemin tarla. Halen der tasarrufe İbrahim valedi Abdullah ber mûceb-e hüccet-i Şeriyye resmin ve behresun verür.”( Keşiş Kerestepurinin elinde bulunan Çole kilise vakfının bağı ile birlikte tarla arazisi.Hali azırda Abdullah oğlu İbrahimin tasarrufundadır. Şeri Şerife göre vergisi ve karını verir.) [11]

İslam Hukukuna göre vâkıfın (vakf eden şahsın) islam tabiiyyetinde bulunması şart değildir. Binaaleyh İslam diyarında bulunan bir müstemenin (gayri müslimin) yapacağı vakıf da sahih görülmüştür.[12] Gaye unsuruna göre, gayri müslimlerin (zimmî ve müste'menlerin) hem kendi inançları ve hem de İslâm açısından sevap ve ibadet sayılan (kurbet) bir şeye tahsis ettikleri vakıfları sahihtir. Türk hukuk tarihi boyunca bu hükme uyulmuş ve kiliseye değil, sadece fakir papazlara yapılan vakıflar muteber sayılmıştır[13]. Ayrıca burada şunu da ifade etmek gerekir ki, örneklerde görülen kilise memurlarının Müslümanlarla birlikte vakıf faaliyetine iştirak etmeleri ve özel vakıf tasarrufunda bulunmaları bölgede İslamın zorla yayıldığı iddialarının aksini göstermektedir.

SONUÇ OLARAK

Vakıf gelirlerinin sağlandığı kaynakğa bakılırsa neredeyse büyük çoğunluğunun tarım ünitelerinin en yüksek sayı ve getiriye sahib olduğunu görülmektedir.  XVII asır Ahıskada vakıfların geneline bakarsak bu dönem Osmanlı hakimiyetinin diğer bölgelerine nispetle Ahıska’da gerekli sayda olduğunu söylebiliriz.

 

Ajans Ahıska

 

[1] Osmanlı Dönemi Arazi Vakıflarının Menşei ve Hukuki Konumuyla İlgili Yeni Belgeler ve Yeni Yaklaşımlar, Vakıflar Dergisi, Haziran 2011- Sayı 35.

[2] Defter-i Mufassal Liva-i Ahıska, s. 15. (Ankara Tapu Kadastro Arşivi No 130.)

[3] Ö. Nasuhi Bilmen, Hukukı İslamiyye ve Istılahat-i Fıkhiyye Kamusu, İstanbul, IV/295.

[4] Adı geçen defter, s 32.

[5] Adı geççen defter, s 32.

[6] Yalnız “hafiz” yetiştiren, yani öğrencilerine sırf Kur`anı baştan sona tümüyle ezberlettiren bir mektep çeşididir. (M. Zeki Pakalın, Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü, İstanbul, 1946, I/399.)

[7] Hafiz olanlara Kıraat İlmi`nin okutulduğu, Kur`an tilavetinin inceliklerinin kavratıldığı; kısaca “kurra” çıkaran dershanelere verilen addır. (Aynı eser, aynı yer.)

[8] Yusuf Alemdar, Osmanlı`da Daru`l-Kurra Müessesesi ve Kıraat Öğretimi,  (Basılmamış Yüksek Lisans Tezi) Ankara 2003, s 75-76.

[9] Adı geçen defter, s 32.

[10] Adı geçen defter, s 27.

[11] Adı geçen defter, s 66.

[12] Ö. N Bilmen, a.g.e, IV/316.

[13] Ebüssuud, Fetâvâ, Sül. Kütp. İsmihan Sultan, 223. Vrk. 115; Ahmet Akgündüz, Osmanlı Hukukunda Vakıflar, Hükümleri ve Çeşitleri, (https://www.tarihtarih.com/?Syf=26&Syz=382186).

 

 

 

 






 



 

 


Instagram

 

Yorumlar

E-posta aboneliği

En Son Haberler
AnketTümü
Sitemizin Yayınlarını Nasıl Buluyorsunuz
 
haber yazılımı: buki